Çekmece
Elleri terliyordu. Her şeyin geceye varmadan yok olmasına az kalmıştı. Ardına kadar açık unutmuştu, ardında bırakamadıklarını. Gitmeyi arzuladığı için gidemediğini düşündü. Hayatının anlamını buldu çekmecede. Hâlâ bıraktığı yerde bekliyordu, sadece içi boştu. Kayıp bir şeylerin olmasına aldırmamaya çalıştıkça, onları özledi. Çekmecesi çığırından çıkmış hafızasına dair izler taşıyordu. Bu hikâyeler, gülümsemeyi öğrenememiş olanlardı. "Nasıl unutabilirim, anımsamayı? Evet, mükemmel bir bulmaca." derken gözleri acıdı. Kağıdı katlamadan önce içindekini okudu: "İyi ki yanımda kimse yok, iyi ki yalnızım."
– Buna son vermek keşke mümkün olsaydı.
Her gün yeniydi, her şey aynı seviyede sıfırdan başlıyordu. Bir kez daha gülünecek bir söz bulamadığına şaşırmadı. Söz vardı sadece. Sahte bir evdi yaşadığı. Ayak sürüyerek yol alıyordu ve keyifsizliğine diyecek laf yoktu. Mükemmeldi bu yanıyla. Koltuğa gömülmeden önce çekmecelerin peşine düştü, vazgeçmeye hazırdı. Bunu yapabilmek için takıntılı olmasının yeterli olmadığını anlaması kısa sürdü. Yetinmeliydi, yenilenmeliydi çok uzatmadan. Yerli yerinde ama gereksiz ne varsa bitmeliydi. Sıkıldığına karar verdi.
– Çakmak değiştirmekten bile beterdi hayatı.
Elleri terlemeyi bıraktı. Gözleri acımaktan yıldı. Hikayeler gülmeyi önemsemedi. Dev bir çekmeceydi yatağı. İçine girdi. Kendini örtünün altına doğru itti. Düzenli, sıralı aklını yanına almayı unutmuştu. Çok önceleri, ayak baş parmağını mikrofon sanan bir kadın girmişti rüyasına. Şarkısını söylemeye başladığında, Sibirya'da bir yerde bir ajan silahını doldurmuş ve İstanbul semalarında düşman uzaylılar gezmeye başlamıştı. Gece hiçbir şeyin yok olmasına izin vermeyecekti. Bir kez daha.
– Çekmece. Evet en iyisi çekmece.
Comments